20081202

Issızlığın Ortasında Bir Filmi Anlamak

Haşmet Babaoğlu
Issızlığın Ortasında Bir Filmi Anlamak!
26.11.2008
http://www.sabah.com.tr/2008/11/26/haber,AE87401AE7E640869E05C4FE256B35DE.html
Aslına bakılırsa, " Issız Adam " hakkında bir daha yazacağımı hiç düşünmezdim. Filme yazık çünkü! Biz üzerine konuştukça film olmaktan çıkıyor; her yana yapışan, çektikçe uzayan ve tadı kaçmış bir sakıza dönüşüyor çünkü! Filmi bugüne kadar izlemiş olanlara da yazık! Filmi sevmişler ya da sevmemişler! Normal! Artık onları kendi hallerine bırakmak gerek! Ama özellikle Hıncal Ağabey (Uluç) öyle şeyler yazdı ki, hatta filmi, yönetmenini ve filmi ciddiye alan seyircileri öylesine hırpaladı ki...Şimdi gel de iki satır daha karalama!..
"Issız Adam"ı bir sinema yapıtı olarak beğenmeyen ve bu açıdan eleştirenler ayrı! Onlara sözüm yok! Ama filmin öyküsüne aşk meşk meselesi açısından yaklaşıp yerden yere vuranların yaklaşımında iki nokta dikkatimi çekiyor. Birincisi... Hem Hıncal Ağabey'in hem Oray'ın (Eğin) yazılarında ortaya çıkan bir takıntı...Evet, neredeyse bir takıntı! Filmin erkek kahramanı Alper'in Ada'yla karşılaşmadan önceki hayatına takılmışlar! Neden Alper'in cinsel tercihleri ve hayatı öyleymiş; filmin kadın kahramanı Ada'yı nasıl olup da hayatına sokuvermiş? Bunlar hiç açık değilmiş! "Niye?"si hiç yer almıyormuş filmde..İşte bu noktada bir sakatlık, bir yanlışlık varmış!
İster aşk, isterse aşka benzer bir ilişki olsun, nasıl başlar? Bir tür çarpışmayla.. Ardından istek gelir... Ve gözü kör sevgi... İnsanlar birbirlerine cv'lerini vererek; hayatlarının nedenlerini niçinlerini uzun uzadıya açıklayarak âşık olmazlar. Gönüldür bu çünkü; bilmez tanımaz, sever! Zaten çoğu zaman tanıdıkça solar aşk! Ya da tanıyıp da taraflardan birinin paslı gövdesinde su alan delikler ortaya çıkınca batar aşk gemisi! Aşkın geçmişi yoktur. (Tamam, onun zayıf tarafıdır bu ama öyledir!) " Şimdi "de yaşar aşk, gelecekten korkar! Bu bakımdan filmdeki Alper'in ve Ada'nın geçmişini; nedenini niçinini sorgulayan yazarların filmin eksiğine değil " fazlası "na (yani aşka) itiraz ettiklerini düşünüyorum.Hani Çağan Irmak'a sürekli " Alper niye öyle ha, niye, niye, anlat bize " diye sorup duranlara ben de içimden sormak istiyorum bazen... Hayatta karşınıza aşk çıktığında böyle mi yapıyorsunuz? Böyle yaparsanız birini gerçekten sevmeniz mümkün mü?
Gelelim ikinci noktaya... Neden ağlanıyormuş filmin sonunda? Hiç seni terk edip giden bir adamın peşinden ağlanır mıymış? Bir kere şunu kabul edelim; " Issız Adam "ın finalinde ağlayanlar doğrudan Alper'le Ada'nın öyküsüne ve ayrılıklarına ağlamıyorlar.O seyirciler bazı durumlarda ilişki bitse bile aşkın bitmediğini biliyor ve filmin bu gerçeği hatırlatması karşısında gözyaşlarını tutamıyorlar. Bu bir.Özlem duygusunun ne kadar güçlü ve kalıcı olduğunu biliyorlar ve bunun bir film yoluyla hissettirilmesi karşısında kendilerini tutamıyor, ağlıyorlar. Aşk, özlemdir. Bu iki. Bütün bunların Alper'in berbat kişiliğiyle, Ada'nın silikliğiyle falan ilgisinin olmadığını anlayabilmek zor mu? Sanmam! Ama insan anlamak istemeyebilir.İşte bunu yürekten anlarım!

Sevmek Yetmiyor Değişmeye

Haşmet Babaoğlu
Sevmek Yetmiyor Değişmeye!
13.11.2008
http://www.sabah.com.tr/2008/11/13/haber,7C3E3466792D48438912EB7C0D6B3745.html
İşin gücün varsa... Az çok olgunlaşmışsa yaşın... Benliğin senin için bir "koruma kalkanı" oluşturuyorsa...Kendine iyi kötü bir " kimlik " inşa edebilmişsen...Sütten bir ya da birkaç kez ağzın yanmışsa ve arzularınla yüzleşebilecek cesareti bulabiliyorsan...Bilirsin... Artık gittiğin her yoldan yalnızlık gelir! Geldi mi de gitmez! Çünkü yalnızlık sadece bir ruh hali veya bir yaşam biçimi değildir. Yalnızlık dediğimiz aslında tek kişilik totaliter bir düzendir. Korkaktır bu düzen. Şefkat ve şiddet arasında gidip gelir. Ve aşkın o heyecan dolu anarşisine tahammül etmekte çok zorlanır.Alain'in lafıydı galiba; " aşk, bir başkasını kendine tercih etmektir " diye...Umutsuz ve umarsız bir yalnızın; bir ıssızın yani tercihini böyle yapması mümkün mü?
Niye böyle girdim yazıya? Çünkü Çağan Irmak'ın yeni filmi Issız Adam'ı seyrettim dün akşam...Çünkü kendi kendime konuşuyorum. Yalnız hayatlar, hiç hesapta olmadan kapıyı çalan aşklar ve kadınlar üzerine konuşuyorum...Çünkü ilişkiler biter, aşk kalır ya... Korkular diner, özlem sürer ya... Bunları kurcalayan her filmden sonra olduğu gibi Issız Adam'ın da bazı sahneleri aklıma geldiğinde yutkunuyorum... Irmak'ın filmleri Mustafa Hakkında Herşey'de, Babam ve Oğlum'da, Ulak'da, Issız Adam'da bir yığın sinema kusuru bulunabilir.Bunlar beni çok ilgilendirmiyor. Beni ilgilendiren şey şu... Çağan Irmak çok iyi bir hikayeci. Çok iyi bir anlatıcı. Hatta bir " ayna tutucu !" Ayna biraz isli, biraz içbükey olabilir. Ama o aynada kendimizi gördüğümüzü ve gördüğümüz karşısında fena halde ürperdiğimizi inkar edebilir miyiz?
Filmin başrol oyuncularına gelince... Ada'yı oynayan Melis Birkan harika! O kadar ki, filmin ana karakterinin erkek olmasına rağmen Ada hepimizi avucunun içine alıveriyor. Öyle ki, giderek kadınların sevme kudreti ve erkeklerin bu durum karşısında sersemleşmesi üzerine bir film seyreder hale geliyoruz...Bunda Çağan Irmak'ın kadınları tanıyıp anlatmadaki becerisinin de büyük payı var elbette. Alper'i canlandıran Cemal Hünal konusunda karar veremedim. Karakteri mi azıcık tek boyutluydu, o mu pek içine girememişti karakterinin, bilmiyorum.Yok! Filmin konusunu anlatmayacağım. İsteyen gidip seyreder.Ama son olarak şunu söyleyeceğim. Bazı filmler vardır. İçlerindeki tek bir söz veya seyirciye aktardıkları tek bir güçlü his adına bile "iyi film"dirler." Issız Adam" daki müthiş replik Ada'nın ağzından çıkıyor. Genç kadın dönüp diyor ki adama, "şimdi karlar içinde donuyorsun, belki uyku tatlı geliyor ama fark etmiyorsun ki, aslında ölüyorsun." O güçlü hisse gelince... Atlas Pasajı girişinde çekilen filmin son sahnelerini seyretmek gerek.